22 Mayıs 2010 Cumartesi

Fotoğraf Adına Atlatılan Badireler

Güzel ve boş bir günde bir arkadaş ile sözleşilip fotoğraf çekmeye çıkılır. Asıl amaç kelebek fotoğrafı çekmektir. Çekim yapılacak mekanda daha önce bolca görülen mavi kelebekler her nedense ortada yoklardır. Sıradan kahverengi kelebekler bulunup sürüne sürüne yanlarına yaklaşılıp fotoğrafları çekilir. Artık o mekanda çekilecek bişey kalmamıştır. Bisikletlere atlanıp farklı diyarlara doğru yola çıkılır… Yol üzerindeki bir kum pistte oynayan çocuklar ve koşan atlar gayet çekici gelir bu iki fotoğraf aşığınag. Derhal aralarına karışılıp çekime başlanır. İşte asıl hikaye de bu noktada başlar…


Çocukların ilgisini çeker tabi bu fotoğraf işi. Ama yeni nesil o kadar piç olmuştur ki; daha 6-7 yaşlarındakiler “Abi bunları internete vermiceniz demi ?”, “Facebook’a koymayın haa !” gibisinden şeyleri bilip bir de bunları söyleyebilme kapasitesine erişmişlerdir. Birkaç portreden sonra arka saflardaki bir “hanzo” fotoğrafı çekilen bir çocuğu yanına çağırıp, iki kafadarı gösterip bir şeyler söyledikten sonra beş kardeş hareketi yapar. Bu durum iki kafadarı kıllandırıp ortamdan biraz uzaklaşmalarını sağlar. Ne var ki koşan atları tozlar içinde siluet halinde çekebilmek için hanzonun bulunduğu yere doğru gitmek gerekir. Laf arasında hanzomuzu da tanımlamak gerekirse: Tam bir yağ yığını olmakla beraber yaklaşık 1.90 boyu vardır ! Kendi kıçının ½ si boyutundaki kilimini yere sermiş, ayakkabılarını çıkarmış ve yatar pozisyonda bir de uçurtma uçurmaktadır ! Yani bilim adamlarının incelemeye alması gereken endemik bir ilkel yaratıktır kendisi. İşte bu yaratık kafadarları yanına çağırıp, “Arıyım mı ekibi şimdi ? Siz niye ailelerin fotoğraflarını izin almadan çekiyosunuz lan ? adamı(!) hasta etmeyin ! Sinirli insanım ben ! Sinirlerimi zıplatmayın benim ! Siz insanları enayi mi sandınız ?” gibi bilimum sülalesine küfrettirici sorular sorar. Bu durumun üzerine şaşkınlıkla bir hanzoya bakılır, hanzo da kafadarlara bakar, bir arkadaşa bakılır, o da hiç bişey olmamış gibi etrafa bakınır… O anda akıldan geçen saniyelik düşünceler vardır. Sanırım en mantıklı olan fikir iki kişi adama dalmaktır. Ama bu fikir de boyunda asılı duran fotoğraf makinesine zarar gelmemesi için ve arkadaşın da hiç bişey olmamış gibi tavırlarından dolayı bu fikir de suya düşer. Objektifleri temizleyip, bisikletleri alıp, çekip gidene kadar geçen 10 dk boyunca hanzomuz iki kafadara bi sn bile gözlerini ayırmadan bakar. Olay yerinden ayrılıp bir ara sokağa girildiğinde “Ne kadar ruhsuzsun be oğlum!” demeye kalmadan o ruhsuz diye tabir ettiğimiz kişi aniden bir cengaver kesilir. “Orrrrrrros… Ç..” diye marşa basıp, kaynağı öfke olan V8 motoru çalıştırır. Adama küfrederek ve yaşanan olay yorumlanarak yeni çekim yerine gelinir…


Gelinen yer bir tren istasyonudur. Amaç klasik tren yolu fotoğrafları ve panoromik açılı fotoğraflar çekmektir. Çekim bitip tam gidilecekken nöbetçi bir görevli gelip: “Burada fotogaraf çekmek yassah !”, “Benim şimdi o fotogarafları sizden almam lazım” (Fotogaraf ? O da ne ?) Bunun gibi çözmek için üzerinde uğraşılması gereken birkaç cümle söyler. Kafadarlar “Neden ki abi ? Sonuçta burası devletin yeri, bizim de kötü bir amacımız yok zaten.” Gibi sözler sarfedilir ama nafiledir. “Tamam be lanet olsun, hepsini siliyoruz!” der ve oradan da ayrılırlar.


Artık evin yolu tutulmuştur. Çok işlek, ilgi gören ve son çekim yapılan yerden yaklaşık 3 km uzakta olan bir bölgeden geçerken adamın biri kafadarları durdurur. Ve sanki o kadar şeyi yaşadıklarını bilip onları sinir etmeye çalışırcasına o bomba soruyu sorar: “Gençler tren istasyonu nerde ?” Bu noktadan sonra sistem mavi ekran hatası vermiştir ve uygulaması kolay kolay bitmeyecek bir hard format gerekir…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder