Haftanın en çok beklenen derslerinden biri olan beden dersi gelmiş çatmıştır. Kış aylarının büyük zevki olan kazan dairesinde sıcacık bir ortam giyinilir ve derse çıkılır. Zor hareketleri kolaylıkla yapan bana damga vurulmuştur yine; "e senin bacakların uzun olm." Zaten haftalarca bacaklarının uzunluğu kıskanılan, halı sahalarda rakibi deli eden ve olaydan önceki gece de sevilen bir dostla üzerinde olumlu konuşulup nazar değdirilen bacaklarıma olan olmuştur bir minyatür kale maçında. İlk gol beden hocasından topukla yenince, oyun tarafımdan başlatılır önce beden hocasından başlanıp ikinci adam da geçilir, ardından boom! Arkadan yenen hafif bir diz darbesiyle kendimi yerde bulurum. 17 yıllık yaşamında ilk kez bir yeri çıkan biri olarak oldukça korkulur. El dizdeyken kemikler hissedildiğinde kendini Testere VII nin setinde gibi hissedilir. Meraklı bakışlar arasında Allah'ın bir dokunuşuyla olsa gerek iğrenç seslerle diz yerine oturtulur. Öğretmenden bir "aferin len" alınır ve eşofman sıyrılır. O sırada şoka girmiş olan ben yine de çevredeki görgü tanıklarının seslerini duyarım; "Oha duman çıkıyo lan!" Hocayla konuşurken şoka girdiğimi söyler ve okula taşınırım. O sırada görüş berraklığım %20 dir gerisi beyazdır. O halde bile gelen geçmiş olsun dileklerini geri çevirmem. Bütün hocalardan geçmiş olsun dilekleri gelir -sağolsunlar-. Refakatçi bir arkadaş ile hastaneye gelinir. Artık ayağın üzerinde basılamıcak hale gelmiştir ve refakatçi arkadaşa acilden tekerlekli sandalye araklatılır. Başlanır kliniğe doğru gidilmeye. Acınası bakışlar altında ortopedi bölümüne gidilir. Yanından geçilen insanların kendilerine yaptığı "Allah düşürmesin" telkinleriyle ilerlenir ve aynı zamanda gülmekten yarılınır. Hastane koridorlarında yankılanan tek bir söz vardır. Arkadaşa yapılan: "Kahyaa götür beni buralardan!" Ve gün doktor sonrası ev istirahatiyle, bu yazı da dizde buz torbasıyla ceset gibi yatış ile biter.