Güzel ve boş bir günde bir arkadaş ile sözleşilip fotoğraf çekmeye çıkılır. Asıl amaç kelebek fotoğrafı çekmektir. Çekim yapılacak mekanda daha önce bolca görülen mavi kelebekler her nedense ortada yoklardır. Sıradan kahverengi kelebekler bulunup sürüne sürüne yanlarına yaklaşılıp fotoğrafları çekilir. Artık o mekanda çekilecek bişey kalmamıştır. Bisikletlere atlanıp farklı diyarlara doğru yola çıkılır… Yol üzerindeki bir kum pistte oynayan çocuklar ve koşan atlar gayet çekici gelir bu iki fotoğraf aşığınag. Derhal aralarına karışılıp çekime başlanır. İşte asıl hikaye de bu noktada başlar…
Çocukların ilgisini çeker tabi bu fotoğraf işi. Ama yeni nesil o kadar piç olmuştur ki; daha 6-7 yaşlarındakiler “Abi bunları internete vermiceniz demi ?”, “Facebook’a koymayın haa !” gibisinden şeyleri bilip bir de bunları söyleyebilme kapasitesine erişmişlerdir. Birkaç portreden sonra arka saflardaki bir “hanzo” fotoğrafı çekilen bir çocuğu yanına çağırıp, iki kafadarı gösterip bir şeyler söyledikten sonra beş kardeş hareketi yapar. Bu durum iki kafadarı kıllandırıp ortamdan biraz uzaklaşmalarını sağlar. Ne var ki koşan atları tozlar içinde siluet halinde çekebilmek için hanzonun bulunduğu yere doğru gitmek gerekir. Laf arasında hanzomuzu da tanımlamak gerekirse: Tam bir yağ yığını olmakla beraber yaklaşık 1.90 boyu vardır ! Kendi kıçının ½ si boyutundaki kilimini yere sermiş, ayakkabılarını çıkarmış ve yatar pozisyonda bir de uçurtma uçurmaktadır ! Yani bilim adamlarının incelemeye alması gereken endemik bir ilkel yaratıktır kendisi. İşte bu yaratık kafadarları yanına çağırıp, “Arıyım mı ekibi şimdi ? Siz niye ailelerin fotoğraflarını izin almadan çekiyosunuz lan ? adamı(!) hasta etmeyin ! Sinirli insanım ben ! Sinirlerimi zıplatmayın benim ! Siz insanları enayi mi sandınız ?” gibi bilimum sülalesine küfrettirici sorular sorar. Bu durumun üzerine şaşkınlıkla bir hanzoya bakılır, hanzo da kafadarlara bakar, bir arkadaşa bakılır, o da hiç bişey olmamış gibi etrafa bakınır… O anda akıldan geçen saniyelik düşünceler vardır. Sanırım en mantıklı olan fikir iki kişi adama dalmaktır. Ama bu fikir de boyunda asılı duran fotoğraf makinesine zarar gelmemesi için ve arkadaşın da hiç bişey olmamış gibi tavırlarından dolayı bu fikir de suya düşer. Objektifleri temizleyip, bisikletleri alıp, çekip gidene kadar geçen 10 dk boyunca hanzomuz iki kafadara bi sn bile gözlerini ayırmadan bakar. Olay yerinden ayrılıp bir ara sokağa girildiğinde “Ne kadar ruhsuzsun be oğlum!” demeye kalmadan o ruhsuz diye tabir ettiğimiz kişi aniden bir cengaver kesilir. “Orrrrrrros… Ç..” diye marşa basıp, kaynağı öfke olan V8 motoru çalıştırır. Adama küfrederek ve yaşanan olay yorumlanarak yeni çekim yerine gelinir…
Gelinen yer bir tren istasyonudur. Amaç klasik tren yolu fotoğrafları ve panoromik açılı fotoğraflar çekmektir. Çekim bitip tam gidilecekken nöbetçi bir görevli gelip: “Burada fotogaraf çekmek yassah !”, “Benim şimdi o fotogarafları sizden almam lazım” (Fotogaraf ? O da ne ?) Bunun gibi çözmek için üzerinde uğraşılması gereken birkaç cümle söyler. Kafadarlar “Neden ki abi ? Sonuçta burası devletin yeri, bizim de kötü bir amacımız yok zaten.” Gibi sözler sarfedilir ama nafiledir. “Tamam be lanet olsun, hepsini siliyoruz!” der ve oradan da ayrılırlar.
Artık evin yolu tutulmuştur. Çok işlek, ilgi gören ve son çekim yapılan yerden yaklaşık 3 km uzakta olan bir bölgeden geçerken adamın biri kafadarları durdurur. Ve sanki o kadar şeyi yaşadıklarını bilip onları sinir etmeye çalışırcasına o bomba soruyu sorar: “Gençler tren istasyonu nerde ?” Bu noktadan sonra sistem mavi ekran hatası vermiştir ve uygulaması kolay kolay bitmeyecek bir hard format gerekir…
22 Mayıs 2010 Cumartesi
12 Mayıs 2010 Çarşamba
Uzun Aradan Sonra Yeniden Merhaba
Vay be ne kadar da uzun zaman oldu demi ? Tam 3 ay. =) Lafa nereden girsem bilmiyorum ama hayatımda değişen şeyler oldu, yaşadığım çok şey, gelecek ile ilgili kararlar aldım, daha çok düşünüp daha çok muhakeme yaptım. Okurken sıkılabilirsiniz belki ama sizden ricam yine de sonuna kadar okuyun ya. =) Başlıyorum:
Mart ayı...
Her anlamda dönüm noktalarından biri hayatımdaki. Birilerini tanımanın en iyi yolu neden hep bişeyin başa gelmesidir ? Babam ölümden döndü... Gerçek arkadaşlarımı tanıdım. İstanbuldan Konyaya sırf benim için gelicek arkadaşlardan tutun en az benim kadar üzülenlere kadar birçok kişi... Sizleri çok seviyorum dostlarım... Siz hep benimle kalın. İşte dönüm noktasının merkezi buydu. Daha sonra olucak olayların başlangıcı. İnsan yaşamının 9 yılda bir girdiği evrenin en sonu... Sonrasında herşey katlanarak ve bollukla gelir kuantuma göre. Ve öyle de oldu.
Babamın rahatsızlanmadan önce İzmir ili genelinde yapılacak olan fotoğraf yarışması için fotoğrafçı bir arkadaşımla ufak bi fotoğraf gezisine çıktık. Orada yeni bir fotoğrafçıyla tanıştım. 3 kişi gezdik. 1 günde 450 tane fotoğraf çektim ama şaka gibi işe yarar 3 tane çıktı. Belki 4... Rahatsızlığından sonra babamı da alıp ödemişe döndük ve ben tek başıma bir geziye daha çıktım. Çünkü bu sayı kesmedi beni. İkinci gezi çok daha iyiydi... Toplam fotoğraf adeti: 780. =) Elemelerle 12 ye düşürüp ayarları verip okula götürdük...
21 inde ilk konserime gittim. "Pit10 & Beta & Şanışer Konseri". 24 saat aç kalmanın ne demek olduğunu anladım. İlk gittiğim konser Türkiyenin en büyük Rap konseriydi. (1300 kişi) Sıkışıklık yüzünden kıpırdayamadım da. Ve 6 saat aç susuz öylece durdum. Güzel fotoğraf ve videolarla döndüm.
28i... 9 yaşındaki muhabbet kuşum öldü. Kendim görsem nasıl etkilenirdim bilmiyorum ama annemin ağlamasıyla uyanıp neler olduğuna bakmaya gittiğimde karşılaştığım manzara pek de iyi değildi. Dışarıya gömmeye içim el vermedi be... Balkondaki büyük boş bir saksı da rahatça uyuyor kendisi...
Nisan ayı:
Babamın durumu daha iyiye gitti. Doktorlar kurtulmasının mucize olduğunu söylediler. Hastaneye ilk getirildiğinde sol tarafı tamamen felçmiş. Ve açılması muazzam bir olaymış. Şükrediyorum...
2 sinde dersten çağırılıp hocalarımın yanına gittim. Nasıl olduysa son katılım tarihini herkes 4 nisan okumuş meğer 2 nisanmış. O gün okulun da scrabble takımı İzmire gideceğinden onlara verelim diye düşündük ama onlar çoktan yola çıkmışlar bile. "Oğulcan hazırlan İzmire gidiyorsun" komutu ile düştüm yollara. Tesadüf bu ya; bizimkiler de o gün dayımın yanına gideceklerdi, öyle bir denk geldi ki anlatamam. Hem ailemle İzmire gittim hem de dayımın eviyle fotoğrafları teslim edeceğim okulun arası 100 metreydi. Bunda da bi hayır vardı elbet! 21 inde aldığım haber şuydu: o fotoğaraf yarışmasını ben kazanmıştım. Cep telefonu kadar olan bir kompakt makinayla tüm D-SLR li İzmir e fark attım. Demek ki neymiş fotoğrafı makina değil sen çekiyormuşsun.
25 inde yine konserdeydim... "Pit10 & Beta & Sehabe & Yeis Sensura Konseri" Bu sefer karnımı doyurarak ve tüm ekipmanımla gittim oraya ve hem kendim fotoğraf çekildim hem de orada tüm sanatçıları portre çektim. Ve onlarla konuşma fırsatı buldum. Fotoğraflarımı istediler benden...
27 si... mükemmel bir ödül töreni ardından sanat galerisinde fotoğrafları seyrederken seçici kuruldaki profesörler beni yanına çağırıp büyük övgülerle büyük yeteneklerim olduğunu söylediler ve güzel sanatları düşünmemi ayrıca 9 eylül e gidince kendilerini bulmamı istediler. Bu mükemmel bir duyguydu. Önceden "her eline EOS'u kapan fotoğrafçı oluyor, kazanç kapısı olamaz bu" diyerek vazgeçtiğim fotoğrafçılık 'mesleği' tekrar gündeme geldi. Ve anladım ki fark yaratmak senin elinde. Çoğu 'ben fotoğrafçıyım' diye geçinenlerin fotoğraflarına bakıyorum da aslında bi b*k değiller. İşte bu da güzel bir haber ya ! Aralarından sıyrılmak kolay olucak ileride. =) Ha bir de 1. olduğum fotoğrafın yanında başka bir fotoğrafım da sergilenmeye layık görülmüş. Çifte sevinç...
O günün akşamına Sehabe ve & Yeis Sensura myspace üzerinden daha ben birşey demeden bana msn lerini verdiler. Ardından onlarla gerçekleştirmek istediğim fotoğraf çekimlerini kabul ettiler. Twitter'dan da Pit10 a onu portre çektiğim fotoğrafı ve aynı teklifi yönlendirdim. O da kabul etti. Ama mekanı istanbul olduğu için biraz zor olucak gibiydi. Yine de amacıma yavaş yavaş ulaşıyordum. Ama asıl istediğim lokma Sehabe veya Sensura değildi... Asıl amacım Pit10 ve Olympos ailesiydi...
Mayıs ayı...
Nisan ayında söylemeyi unuttuğum bişey: EFE FOTO CLUB adlı bir grup kurduk ve 4 arkadaş burayı yönetiyoruz. İsteyen herkes aramıza katılabilir. İlk gezimizi Şirince ve Pamucağa yaptık. Harika fotoğraflar çıktı mükemmel bir gündü. Hatta orada çektiğim bir fotoğraf Fotoğraflar.net'te iki ayrı kategoride günün fotoğrafı seçildi.
Neyse Mayıs ayı... =)
2 si... Foça gezimiz... FDT İzmir (Fotoğraf Dostları Topluluğu) ile ortak yaptığımız mükemmel bir gezi daha. Hemen hemen herkes Canon kullandığı için her cinsten objektifi denedim, 100mm Macro, 50mm, 70-300mm... Süperdi herşey.
9 u... Pit10' un imza günü... 1000 + kişilik konserlerden sonra 20 kişilik bir ortamda Pit10 u yakalamak çok hoştu. Kaldı ki yarım saat yalnızca karşılıklı sohbet ettik. Ve anladım ki hayranı olduğum kadar varmış. Adam gibi adammış kendisi. Ayrıca 20 kişi içinde tek albümünü alan kişi ben olduğum için ayrı bir hoşuna gittim sanırım. =) Ve bir de o portre fotoğrafı bastırıp ona vermem olayı bambaşka bir boyuta taşıdı. Bu fotoğraf bastırma fikrini bana verdiği için sayın çok sevdiğim Pembe Panterime teşekkürler. =) İmza günü Yeşil Oda adlı çok populer bir stüdyoda yapıldı ve şans bu ya fotoğrafçıları yokmuş. Kimin fotoğrafçıları olduğunu tahmin edebilirsiniz sanırım ? =) Evet evet... Ben oldum... =) Tüm fotoğrafları ben çektim o gün. Pit10 da fotoğraf teklifime "tabiki, bizce de çok iyi olur" dedi. Yani büyük lokma ... büyük lokma iyi bir söz değil vazgeçtim bundan. Yani asıl hayranı olduğum sanatçının fotoğraflarını ben çekicem. Belki de albüm kapağının arkasında "Fotoğraflar: Oğulcan Atayol" yazacak... Ve işte o zaman her zaman yaptığım gibi yine amacım olan birşeyi gerçekleştirmiş olucam. O güne az kaldı. Bana şans dileyin...
Mart ayı...
Her anlamda dönüm noktalarından biri hayatımdaki. Birilerini tanımanın en iyi yolu neden hep bişeyin başa gelmesidir ? Babam ölümden döndü... Gerçek arkadaşlarımı tanıdım. İstanbuldan Konyaya sırf benim için gelicek arkadaşlardan tutun en az benim kadar üzülenlere kadar birçok kişi... Sizleri çok seviyorum dostlarım... Siz hep benimle kalın. İşte dönüm noktasının merkezi buydu. Daha sonra olucak olayların başlangıcı. İnsan yaşamının 9 yılda bir girdiği evrenin en sonu... Sonrasında herşey katlanarak ve bollukla gelir kuantuma göre. Ve öyle de oldu.
Babamın rahatsızlanmadan önce İzmir ili genelinde yapılacak olan fotoğraf yarışması için fotoğrafçı bir arkadaşımla ufak bi fotoğraf gezisine çıktık. Orada yeni bir fotoğrafçıyla tanıştım. 3 kişi gezdik. 1 günde 450 tane fotoğraf çektim ama şaka gibi işe yarar 3 tane çıktı. Belki 4... Rahatsızlığından sonra babamı da alıp ödemişe döndük ve ben tek başıma bir geziye daha çıktım. Çünkü bu sayı kesmedi beni. İkinci gezi çok daha iyiydi... Toplam fotoğraf adeti: 780. =) Elemelerle 12 ye düşürüp ayarları verip okula götürdük...
21 inde ilk konserime gittim. "Pit10 & Beta & Şanışer Konseri". 24 saat aç kalmanın ne demek olduğunu anladım. İlk gittiğim konser Türkiyenin en büyük Rap konseriydi. (1300 kişi) Sıkışıklık yüzünden kıpırdayamadım da. Ve 6 saat aç susuz öylece durdum. Güzel fotoğraf ve videolarla döndüm.
28i... 9 yaşındaki muhabbet kuşum öldü. Kendim görsem nasıl etkilenirdim bilmiyorum ama annemin ağlamasıyla uyanıp neler olduğuna bakmaya gittiğimde karşılaştığım manzara pek de iyi değildi. Dışarıya gömmeye içim el vermedi be... Balkondaki büyük boş bir saksı da rahatça uyuyor kendisi...
Nisan ayı:
Babamın durumu daha iyiye gitti. Doktorlar kurtulmasının mucize olduğunu söylediler. Hastaneye ilk getirildiğinde sol tarafı tamamen felçmiş. Ve açılması muazzam bir olaymış. Şükrediyorum...
2 sinde dersten çağırılıp hocalarımın yanına gittim. Nasıl olduysa son katılım tarihini herkes 4 nisan okumuş meğer 2 nisanmış. O gün okulun da scrabble takımı İzmire gideceğinden onlara verelim diye düşündük ama onlar çoktan yola çıkmışlar bile. "Oğulcan hazırlan İzmire gidiyorsun" komutu ile düştüm yollara. Tesadüf bu ya; bizimkiler de o gün dayımın yanına gideceklerdi, öyle bir denk geldi ki anlatamam. Hem ailemle İzmire gittim hem de dayımın eviyle fotoğrafları teslim edeceğim okulun arası 100 metreydi. Bunda da bi hayır vardı elbet! 21 inde aldığım haber şuydu: o fotoğaraf yarışmasını ben kazanmıştım. Cep telefonu kadar olan bir kompakt makinayla tüm D-SLR li İzmir e fark attım. Demek ki neymiş fotoğrafı makina değil sen çekiyormuşsun.
25 inde yine konserdeydim... "Pit10 & Beta & Sehabe & Yeis Sensura Konseri" Bu sefer karnımı doyurarak ve tüm ekipmanımla gittim oraya ve hem kendim fotoğraf çekildim hem de orada tüm sanatçıları portre çektim. Ve onlarla konuşma fırsatı buldum. Fotoğraflarımı istediler benden...
27 si... mükemmel bir ödül töreni ardından sanat galerisinde fotoğrafları seyrederken seçici kuruldaki profesörler beni yanına çağırıp büyük övgülerle büyük yeteneklerim olduğunu söylediler ve güzel sanatları düşünmemi ayrıca 9 eylül e gidince kendilerini bulmamı istediler. Bu mükemmel bir duyguydu. Önceden "her eline EOS'u kapan fotoğrafçı oluyor, kazanç kapısı olamaz bu" diyerek vazgeçtiğim fotoğrafçılık 'mesleği' tekrar gündeme geldi. Ve anladım ki fark yaratmak senin elinde. Çoğu 'ben fotoğrafçıyım' diye geçinenlerin fotoğraflarına bakıyorum da aslında bi b*k değiller. İşte bu da güzel bir haber ya ! Aralarından sıyrılmak kolay olucak ileride. =) Ha bir de 1. olduğum fotoğrafın yanında başka bir fotoğrafım da sergilenmeye layık görülmüş. Çifte sevinç...
O günün akşamına Sehabe ve & Yeis Sensura myspace üzerinden daha ben birşey demeden bana msn lerini verdiler. Ardından onlarla gerçekleştirmek istediğim fotoğraf çekimlerini kabul ettiler. Twitter'dan da Pit10 a onu portre çektiğim fotoğrafı ve aynı teklifi yönlendirdim. O da kabul etti. Ama mekanı istanbul olduğu için biraz zor olucak gibiydi. Yine de amacıma yavaş yavaş ulaşıyordum. Ama asıl istediğim lokma Sehabe veya Sensura değildi... Asıl amacım Pit10 ve Olympos ailesiydi...
Mayıs ayı...
Nisan ayında söylemeyi unuttuğum bişey: EFE FOTO CLUB adlı bir grup kurduk ve 4 arkadaş burayı yönetiyoruz. İsteyen herkes aramıza katılabilir. İlk gezimizi Şirince ve Pamucağa yaptık. Harika fotoğraflar çıktı mükemmel bir gündü. Hatta orada çektiğim bir fotoğraf Fotoğraflar.net'te iki ayrı kategoride günün fotoğrafı seçildi.
Neyse Mayıs ayı... =)
2 si... Foça gezimiz... FDT İzmir (Fotoğraf Dostları Topluluğu) ile ortak yaptığımız mükemmel bir gezi daha. Hemen hemen herkes Canon kullandığı için her cinsten objektifi denedim, 100mm Macro, 50mm, 70-300mm... Süperdi herşey.
9 u... Pit10' un imza günü... 1000 + kişilik konserlerden sonra 20 kişilik bir ortamda Pit10 u yakalamak çok hoştu. Kaldı ki yarım saat yalnızca karşılıklı sohbet ettik. Ve anladım ki hayranı olduğum kadar varmış. Adam gibi adammış kendisi. Ayrıca 20 kişi içinde tek albümünü alan kişi ben olduğum için ayrı bir hoşuna gittim sanırım. =) Ve bir de o portre fotoğrafı bastırıp ona vermem olayı bambaşka bir boyuta taşıdı. Bu fotoğraf bastırma fikrini bana verdiği için sayın çok sevdiğim Pembe Panterime teşekkürler. =) İmza günü Yeşil Oda adlı çok populer bir stüdyoda yapıldı ve şans bu ya fotoğrafçıları yokmuş. Kimin fotoğrafçıları olduğunu tahmin edebilirsiniz sanırım ? =) Evet evet... Ben oldum... =) Tüm fotoğrafları ben çektim o gün. Pit10 da fotoğraf teklifime "tabiki, bizce de çok iyi olur" dedi. Yani büyük lokma ... büyük lokma iyi bir söz değil vazgeçtim bundan. Yani asıl hayranı olduğum sanatçının fotoğraflarını ben çekicem. Belki de albüm kapağının arkasında "Fotoğraflar: Oğulcan Atayol" yazacak... Ve işte o zaman her zaman yaptığım gibi yine amacım olan birşeyi gerçekleştirmiş olucam. O güne az kaldı. Bana şans dileyin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)